26 Mayıs 2011 Perşembe

son trend lagalugalar

Hafta, dergi için görsel seçip, röportaj çözümleme ile geçerken bazı trendler geliyor önüme ki gülmekten alıkoyamıyorum kendimi. Çimen-erik suyu karışımını yazın trend içeceği ilan edenler,yaz günü insanlara latex kıyafetler tasarlayıp trend diye satanlar,amazonların sesini masaj yaparken müşterisine ruhsal detox diye dinleten spa (o paraya Bodrum'da sakin bir köye tatile gitsen, detoxu damardan alırsın! ). Daha saysam uzar gider...

Yakında, blog için bir olay oluşturuyoruz ki oldukça eğlenceli. Biz hazırlarken bile baya eğleniyoruz. Kendi trendimizi oluşturduk. Emin olun çimen-erik suyu karışımından daha başarılı olacaktır!


Son trend: "Born this way" şarkısının acoustic versiyonu bu ara gaga'dan daha popüler.duymayanlara:






1 Mayıs 2011 Pazar

"Erasmus Life" dedikleri

Sevgilimin 3 çocuklu aile bavulu yüzünden, yokuşlu ve arnavut kaldırımlı adalarda çektiğim yetmemiş gibi Atina'da bavullarla cebelleşirken metroda cüzdanım çalınır. Cüzdanımın çalınmasından 2 durak sonra bilet kontrolü için gelen görevli cüzdanla biletlerin de çalındığına inanmayıp 120€ ceza keser ki tüm küfür dağarcığımı kullandığım anlardan biridir.
Sevgiliyi havaalanına götürüp Türkiye'ye uğurlar ve ardından Atina'da karakol karakol derdimi anlatmaya çalışırım, tabi daha tam olarak yunanların ne kadar relax bir millet olduğunun farkına varamamışım ki bende bir stress, bir panik. Karakolda polis tutanak bile tutmaz, aaa eeee nai! endaxi! endaxi! Don’t worry diyerek beni gönderir.(dip not: hayatımda gördüğüm en cool polislerdi. İçerideki adam Collin Farrell'dan daha karizmatik ve kadın tam bir Tomb Raider-Angelina Jolie. Bir an için sonsuza dek tutanak tutturmak istemiştim)
Cüzdanımın çalınmasıyla kredi kartsız, üç kuruşla kalır üstüne Selanik'e döndüğümde fark ederim ki yerimin başkasına verilmesiyle kalacak yerim de yoktur. Böylece sefilleri oynamaya başlarım. Aileme olanları anlatmamla ailem konsolosluğa sığın, yok yok hemen geri dön ve türevleri biçiminde telefonlar yağdırmaya başlarlar. Ha bu arada telefonumda bozulur ertesi gün, artık iletişim yolumda kesilmiştir.
Şimdi siz zavallı ne hallere düşmüş diyorsunuzdur! Ama yanıldınız. Birincisi; Yunanistan’dayım, herşey endaxi, ikincisi; erasmus life diye adlandırdığımız süreçte düşülürde kalkılırda, hatta herkes bir kere düşer! :) aslında o düşüş Erasmus’da tatlı bile gelir, gerçi benimki biraz vahimdi ama herneyse...


10 Şubat 2011 Perşembe

Yunanistan'da hayat! EndaXi-EndaXi

Sevgilimin 3 çocuklu aile bavulu yüzünden yokuşlu, arnavut kaldırımlı adalarda çektiğim yetmemiş gibi, Atina'da bavullarla cebelleşirken metroda cüzdanım çalınır. Cüzdanımın çalınmasından 2 durak sonra, bilet kontrolü için gelen görevli cüzdanla biletlerin de çalındığına inanmayıp 120€ ceza keser ki tüm küfür dağarcığımı kullandığım anlardan biridir.
Sevgiliyi havaalanına götürüp Türkiye'ye uğurladıktan sonra Atina'da karakol karakol derdimi anlatmaya çalışırım, tabi daha tam olarak yunanların ne kadar relax bir millet olduğunun farkına varamamışım ki bende bir stress, bir panik. Karakolda polis tutanak bile tutmaz, aaa eeee nai! endaxi! endaxi! Don’t worry diyerek beni gönderir.(dip not: hayatımda gördüğüm en karizmatik polislerdi. İçerideki adam Collin Farrell'dan daha karizmatik ve kadın resmen Tomb Raider-Angelina Jolie, bir an için sonsuza dek tutanak tutturmak istemiştim)
Cüzdanımın çalınmasıyla kredi kartsız, üç kuruşla kaldığım yetmezmiş gibi Selanik'e döndüğümde fark ederim ki (yerimin başkasına verilmesiyle) kalacak yerimde yoktur. Böylece sefilleri oynamaya başlarım. Aileme olanları anlatmamla ailem konsolosluğa sığın, yok yok hemen geri dön ve türevleri biçiminde telefonlar yağdırmaya başlarlar. Ha bu arada telefonumda bozulur ertesi gün, artık iletişim yolumda kesilmiştir.
Şimdi siz zavallı ne hallere düşmüş diyorsunuzdur! Ama yanıldınız. Birincisi; Yunanistan’dayım, herşey endaxi, ikincisi; erasmus life diye adlandırdığımız süreçte düşülür de kalkılır da, hatta herkes en az bir kere düşer! aslında o düşüş Erasmus’da tatlı bile gelir. Gerçi benimki biraz vahimdi ama herneyse...

 Durun daha bitmedi çektiklerim. Onlarda yolda, çok yakında...

20 Aralık 2010 Pazartesi

Mamma Mia...

Zamanı geldi! Neyin mi? Bir iki erasmus anılarından bahsetmenin! Tabi önce bir back up yapmak lazım, e hadi buyrun...
Dost gazı ile başvuru yapıp gitmeye niyetli değilken, sevgili kazığıyla kendimi Yunanistan’da bulan ben, yazın bir yandan dil kursu bir yandan tatil modu, sevgili geri döner, aşukla maşuk moduna geçilir yine ve hemen yunan adalarına mamma mia modunda bir tatil ayarlanır…
Heyecanlıyımdır 2 ay olmuş Yunanistan’a geleli, sevgilim gelecek Atina'ya onu almaya gidiyorum, Pire'den gemiyle önce Mykonos ardından Ios ve Santorini rotası bizi bekliyor. Son anda vize problemi sinir sistemimi çökertse de sonunda sevgili Atina’ya gelmeyi başarır, kavuşma, havaalanı, sevgi seli anları tahmin edileceği gibi...




Tatil başlar ilk durak Mykonos; bir bodrumlu olarak bana çok enteresan gelmese de, eğlence açısından ünü boşuna değil bu adanın onu yaşadık...
İkinci durak İos, bu ada Mykonos'a göre daha sakin, kesinlikle daha otantik ve daha doğal...




 Tatil nasıl geçiyor farkında bile değilim. Hayat toz pembe, her gece yunan tavernaları, maşraba ile içilen buz gbi şaraplar, yunan mutfağı ve canlı buzuki...
Son durak Santorini, romantizmde son nokta, gerçekten görülmeye değer, doğa harikası, volkanik çökmeyle oluşmuş muhteşem bir ada.






Hergün gün batımını binlerce turistin alkışlarla noktaladığı bir yer. 





Ada sanki romantizm için yaratılmış, yalnız ya da ailecek gidilecek bir yer değil, ziyan olur o güzelim atmosfer, mamma mia filmindeki gün batımı sahneleri de bu adada çekilmiş zaten...




Ve tatil biter dönüşe geçilir, gemiyle tekrar Atina'ya! modumuz back to black, ne zaman başladı ne zaman bitti anlayamadığım tatil, kafamda idrak edemez bir halde 8 saat sonra Atina’ya varış.
Dönerken ne kadar güzel geçti herşey, nazar değmesin diyerek şom ağzımı açan ben, olacaklardan habersizimdir!
back up bitti,
hikayeye başlıyorum...

9 Aralık 2010 Perşembe

midnight LagaLuLası...

Boyun posun devrilsin lost! böyle bir sonu haketmedim-resmen aldattın,oyaladın ulan beni! sana verdiğim 6 sezonluk gözümün nuruna yazıklar olsun...

Bayram tatilini uzatıp gittiğim 2 hafta İspanya gezisinden sonra yazamadım. Elim blog'a varmadı, tatil ne kadar uzunsa dönünce toparlanması da o kadar uzun sürüyor-muş, neyse hayat devam ediyor bitti diye üzülmemek lazım! yenileri yolda...

aah aklıma birşey geldi Erasmus anılarımdan,neyse zamanı var onları sonra anlatacağım, tabiki de müstehcen olanları değil-beklemeyelim boşuna! ha bu aklıma gelen mi? Saçımı Starbuck's da yıkadığım zamanlar geldi aklıma...

Santa Claus'dan dileğim köpek bu sene! yap bir iyilik be hadi nolur...

midnight lagalugası bu kadar olur...

26 Kasım 2010 Cuma

Kasiyerin modu ‘Ezel’ olursa!

Süpermarket alışverişlerini oldum olası sıkıcı bulurum. Bu yüzden nasıl daha eğlenceli bir halde tuvalet kağıdı seçerim, hangi marka %100 portakal suyu daha ucuz kıyaslamasını yaparım ama aynı zamanda sıkılmam diye düşündüm ve sonunda süpermarket diye enerjik bir playlist oluşturdum ipod’da, bu playlist ile alışveriş yapıorum ki sonuç gayet başarılı. Geçen gün semtimizin her zamanki 3bilmemneli süpermarketinden alışverişe koyuldum, kulağımda kulaklık hoplaya zıplaya domates seçiyorum, makarna alıyorum, neyse sadede gelelim; Her şey olağan derken kasaya geldim, müziğe dalmışım kasiyer önce birşey sormuş ki ben onu farketmedim, ardından bir el hareketi geldi ki hooop'un vücut dili karşılığı bu olsa gerek, kulaklığı çıkarıp kasiyere odaklandığımda farkettim ki kasiyer o bildiğimiz hoş geldiniz efendim club kartınız var mı? modundaki yeşil kazaklı sevimli kasiyerlerden değil. Kasiyer esmer oldukça maço tavırlar içerisinde parmağında yüzüğü ve agresif bir yapısıyla al Ezel'de oynat. Diyaloğumuz kasiyerle şöyle devam etti:
Kasiyer:club kartın var mı? (ses tonu hani Kadir İnanır'ın petrol reklamında ulaaan diye bağırmasını anımsatır cinsten)
Ben: maalesef! (suçluluk psikolojisiyle unutmuşum diye de bir açıklama yaparım)
Kasiyerin gözleri: nasıl unutursun ulannnn!
O an ki modum Levent Kırcanın dobra dobra programında ‘nerden düştüm lan ben buraya’ modudur! Bu arada bu bahsettiğim türk televizyon tarihindeki en sevdiğim anlardan biridir! Buyurun bakın! http://www.youtube.com/watch?v=In10uFeg7Hk
Kasiyer bir sonraki müşteri ile karışan eşyaları işaret eder ve ben daha o konuşmadan hemen koşar ayırırım ve masum bir bakışla bunlarda benim derim.Veee kasiyer lütfeder tüm alçak gönüllülüğü ile onları da geçirir kasadan.Oldukça sert bir ses tonuyla 62tl der ben ki bekletmeye ne hacep ztn elimde kredi kartı bekliyorum. Kızdırır mıyım ağır abimizi! ardından 3 kelime çıkar ağzından:
Birincisi: şifre!
İkincisi:al(kredi kartını verir)
Üçüncüsü:al bu da fişin (hoşçakal beklemiyorsunuz umarım?!)
Ardından şöyle bir kapanış bekledim ki olmadı: seni bir daha buralarda görmeyeyim-hadi çek git şimdi!!!