22 Haziran 2011 Çarşamba

That's the way it crumbles... cookie-wise



Bu günlerde modum siyah-beyaz olunca, Billy Wilder filmlerini çıkardım arşivden.
 "The Apartment" filminin bende bıraktıklarını düşündüm.Sanırım filmin sadeliği ve aralara sıkıştırılmış süslenmeden yalın ve direk verilen mesajlar

 : The mirror... it's broken.                     
 : Yes, I know. I like it that way. Makes me look the way I feel. 

ve

: Why do people have to love people anyway? 

ve

: The old payola won't work anymore...
o zaman

: That's the way it crumbles... cookie-wise

11 Haziran 2011 Cumartesi

filmler ve müzikleri

En güzel alışkanlıklarımdan biri kuşkusuz, kaydetmek! 
Nasıl yani?
İzlediğim bir filmi işaretlemek mesela.
DVD'sini alıp izlediysem, film sonrası kısa bir not alıp dvd'nin içine koyup kaldırmak, TV'de izlediysem, hemen imdb'ye girip watched list'ime eklemek, film soundtrack'lerini bulup youtube, fizy'de ayrıca oluşturduğum bir listeye eklemek.
İzlediğim contemporary art video'ları, dergi ve bloglarda yayınlanmış çarpıcı çekimleri, klipleri kaydetmek,favourite'lemek,vs,vs!
Son günlerde izlediğim filmlerden bir kaç soundtrack ve çarpıcı sahne... 



Mighty Aphrodite by Woody Allen- when you are smilling




Todo Sobre Mi Madre by Pedro Almodovar - tajabone






       Le Refuge - Louis Ronan Choisy et Isabelle Carré



8 Haziran 2011 Çarşamba

ortaya karışık!

Ortaya karışık atıyorum, umarım herkes afiyetle bakar





Starımsı hareketler




and now, Strapless!



Kepçeye gel






Strapless, asmalı sokaklarında saklambaç oynuyor, muzur! - ( bu kız çok oyuncu )







 Bu kız çok Dali!






Asmalıda duvarlar konuşur


26 Mayıs 2011 Perşembe

son trend lagalugalar

Hafta, dergi için görsel seçip, röportaj çözümleme ile geçerken bazı trendler geliyor önüme ki gülmekten alıkoyamıyorum kendimi. Çimen-erik suyu karışımını yazın trend içeceği ilan edenler,yaz günü insanlara latex kıyafetler tasarlayıp trend diye satanlar,amazonların sesini masaj yaparken müşterisine ruhsal detox diye dinleten spa (o paraya Bodrum'da sakin bir köye tatile gitsen, detoxu damardan alırsın! ). Daha saysam uzar gider...

Yakında, blog için bir olay oluşturuyoruz ki oldukça eğlenceli. Biz hazırlarken bile baya eğleniyoruz. Kendi trendimizi oluşturduk. Emin olun çimen-erik suyu karışımından daha başarılı olacaktır!


Son trend: "Born this way" şarkısının acoustic versiyonu bu ara gaga'dan daha popüler.duymayanlara:






1 Mayıs 2011 Pazar

"Erasmus Life" dedikleri

Sevgilimin 3 çocuklu aile bavulu yüzünden, yokuşlu ve arnavut kaldırımlı adalarda çektiğim yetmemiş gibi Atina'da bavullarla cebelleşirken metroda cüzdanım çalınır. Cüzdanımın çalınmasından 2 durak sonra bilet kontrolü için gelen görevli cüzdanla biletlerin de çalındığına inanmayıp 120€ ceza keser ki tüm küfür dağarcığımı kullandığım anlardan biridir.
Sevgiliyi havaalanına götürüp Türkiye'ye uğurlar ve ardından Atina'da karakol karakol derdimi anlatmaya çalışırım, tabi daha tam olarak yunanların ne kadar relax bir millet olduğunun farkına varamamışım ki bende bir stress, bir panik. Karakolda polis tutanak bile tutmaz, aaa eeee nai! endaxi! endaxi! Don’t worry diyerek beni gönderir.(dip not: hayatımda gördüğüm en cool polislerdi. İçerideki adam Collin Farrell'dan daha karizmatik ve kadın tam bir Tomb Raider-Angelina Jolie. Bir an için sonsuza dek tutanak tutturmak istemiştim)
Cüzdanımın çalınmasıyla kredi kartsız, üç kuruşla kalır üstüne Selanik'e döndüğümde fark ederim ki yerimin başkasına verilmesiyle kalacak yerim de yoktur. Böylece sefilleri oynamaya başlarım. Aileme olanları anlatmamla ailem konsolosluğa sığın, yok yok hemen geri dön ve türevleri biçiminde telefonlar yağdırmaya başlarlar. Ha bu arada telefonumda bozulur ertesi gün, artık iletişim yolumda kesilmiştir.
Şimdi siz zavallı ne hallere düşmüş diyorsunuzdur! Ama yanıldınız. Birincisi; Yunanistan’dayım, herşey endaxi, ikincisi; erasmus life diye adlandırdığımız süreçte düşülürde kalkılırda, hatta herkes bir kere düşer! :) aslında o düşüş Erasmus’da tatlı bile gelir, gerçi benimki biraz vahimdi ama herneyse...


10 Şubat 2011 Perşembe

Yunanistan'da hayat! EndaXi-EndaXi

Sevgilimin 3 çocuklu aile bavulu yüzünden yokuşlu, arnavut kaldırımlı adalarda çektiğim yetmemiş gibi, Atina'da bavullarla cebelleşirken metroda cüzdanım çalınır. Cüzdanımın çalınmasından 2 durak sonra, bilet kontrolü için gelen görevli cüzdanla biletlerin de çalındığına inanmayıp 120€ ceza keser ki tüm küfür dağarcığımı kullandığım anlardan biridir.
Sevgiliyi havaalanına götürüp Türkiye'ye uğurladıktan sonra Atina'da karakol karakol derdimi anlatmaya çalışırım, tabi daha tam olarak yunanların ne kadar relax bir millet olduğunun farkına varamamışım ki bende bir stress, bir panik. Karakolda polis tutanak bile tutmaz, aaa eeee nai! endaxi! endaxi! Don’t worry diyerek beni gönderir.(dip not: hayatımda gördüğüm en karizmatik polislerdi. İçerideki adam Collin Farrell'dan daha karizmatik ve kadın resmen Tomb Raider-Angelina Jolie, bir an için sonsuza dek tutanak tutturmak istemiştim)
Cüzdanımın çalınmasıyla kredi kartsız, üç kuruşla kaldığım yetmezmiş gibi Selanik'e döndüğümde fark ederim ki (yerimin başkasına verilmesiyle) kalacak yerimde yoktur. Böylece sefilleri oynamaya başlarım. Aileme olanları anlatmamla ailem konsolosluğa sığın, yok yok hemen geri dön ve türevleri biçiminde telefonlar yağdırmaya başlarlar. Ha bu arada telefonumda bozulur ertesi gün, artık iletişim yolumda kesilmiştir.
Şimdi siz zavallı ne hallere düşmüş diyorsunuzdur! Ama yanıldınız. Birincisi; Yunanistan’dayım, herşey endaxi, ikincisi; erasmus life diye adlandırdığımız süreçte düşülür de kalkılır da, hatta herkes en az bir kere düşer! aslında o düşüş Erasmus’da tatlı bile gelir. Gerçi benimki biraz vahimdi ama herneyse...

 Durun daha bitmedi çektiklerim. Onlarda yolda, çok yakında...